Yıllardan 2019,

Zamanı tutmanın mümkün olmadığı, özellikle teknoloji ile birlikte zaman algımızın neredeyse hiç kalmadığı şu günlerde değişmeyen dertlerimizden biri de ‘kayınvalideler’. Bazen öyle bir durum alır ki ‘bir kadın bunu başka kadına nasıl yapar?’ diye sorduğumuz ikinci kadın olma moduyla ölümüne yarışır ve kapışır.

İlk başta mükemmel ilgili bir anne ve harika bir eş olduklarını düşünürsünüz.

Zamanla, hafif hafif baskıcı olduğunu görürsünüz, hatta benim yaşadığım gibi, hasta olduğu için sinema biletlerinizi yakabilir ve geri döndüğünüzde hasta olmadığını sadece canının sıkıldığını görebilir, delirebilirsiniz. Sakin kalın ve unutmayın ki O asla değişmeyecek. Hayat arkadaşı olarak gördüğünüz kişiyi çok sevdiğinizi biliyorum ama bu ilişki eğer sadece sizin tahammülünüze kalmışsa oradan arkanıza bakmadan kaçmanızı öneririm.

Bazen seneler süren beraberliklerde sürekli bu psikolojik şiddete maruz kalınır.

Önceleri böyle düşünmeyiz fakat artık aynı ortamda olmaktan kaçmaya çalıştığımızda bunu kendimize itiraf ederiz. İlk zamanlar birbirimizi tanımamız için anlattığını düşündüğümüz ‘çocuğuma çok zor baktım, ben onu hep paralı okullarda okuttum, o hastayken işten izin aldım, şöyle kaliteli besledim, böyle pahalı giydirdim’ cümleleri yıllar içinde tekrarlanarak devam eder. Sizin oğluna layık olmadığınızı size sinsice hissettirir ve o, bu nifak tohumlarını saldıkça içinizde büyümeye başlayan içlenmişlik duygusu, kalp kırıklıkları artık ilişki yaşadığınız kişiyle aranıza tuğla tuğla dizilmeye başlar. En ufak bir şikayetinizden sonra siz dolduran taraf olurken, o anne statüsünün altında bir meleğe dönüşür.

İş güç sahibi ve kimseye muhtaç olmadan sürdürdüğünüz hayatınız bu kadınların gözünde değersizdir, sevgilinizin üstüne kalmaya çalışan biri gibi basit görülürsünüz.

Saygınızı bozmadıkça yalaka, biraz sinirlendiğinizde şeytan ilan edilirsiniz. Eğer bu kadının birde size evlenirseniz vereceği evi varsa yandınız, o zaman maddiyatçısınız ve eğer ‘biz evimizi kendimiz alacağız’ derseniz de kendini beğenmiş olursunuz. Sürekli ailenizin maddi durumu konuşulur, her türlü yerecek bir şey bulur ve ‘ben oğlumun üzülmesini istemem, borç stresine giremez benim çocuğum, eğer gücünüz yoksa vs vs’ laflarıyla sizi küstürür. Usulca ‘uza’ der size, ‘hayatımızdan uza’.

Bir arkadaşım ‘haram olmasa oğlunun koynuna girecek’ demişti, gerçekten eğer böyle bir durum yaşıyorsanız siz de böyle düşünürsünüz.

Eşinden alamadığı şeyleri oğlundan bekler hatta bir cemiyette ilk dans için ağlar! Şansınıza bir tatile giderseniz, ilk fırsatta, kendini sizin yerinize koyarak aynı yerlere gider belki utanmasa sizin pozlarınızı verecektir. Aslında yazarken komik görünüyor ama bu kadınlara gülüp geçilemiyor. O sinsice size meydan okurken bir yandan da ayılıp bayılır ve tabi ki bu dünyanın en laneti siz olursunuz.

Herkesin en güzeli, her şeyin eni, enlerin eni olan bu kadınlara asla yaranamazsınız ve zaten çevrelerinde kimseyle düzgün ilişkiler kuramadıklarını, koca ve çocuklarının bile onlardan kopuk olduğunu göreceksiniz.

Herkes onu bir şekilde idare ettiğinden aşırı sevildiğini düşünür, tabi ki siz sevmiyorsanız sorun sizdedir. Sürekli ilişkinize artık bir ad koymaktan bahseder çünkü her şey kendi kontrolündedir, oğlunun tuşuna basar evlenirsiniz, tuşuna basar ayrılırsınız. Evlenmeden kurtulanlar için bu büyük bir şans ama ya evlilik adımını atanlar, düşünemiyorum. Zaten bu süreç o kadar zor ki içten içe belki evlenmeyi isteseniz bile bu kadının önderliğiyle evlenecek olmak, sizi soğutur. Yıllarca kurduğunuz hayallerden, hevesiniz kırıla kırıla vazgeçersiniz.

Her aile evlatlarının iyi şartlarda yaşamasını ve iyi insanlarla karşılaşmasını ister fakat bu sendromlu kadınlar bir tek kendi çocukları mükemmel zannederler. Eğer oğlan aklını başına almazsa ve ‘bu benim hayatım’ diyemezse Burcistan gider, Ayşe gelir ama yaşanacak olaylar değişmez.

İsimler değişir, kader baki kalır.

Hellö, Kalabalıkların kalabalığı İstanbul'dan uuuuuppuzaklara çok uzaklara sesleniyorum: burası benim dünyam! Hoş geldiniz efendim :)